Paris Barış Konferansı'nda Osmanlı ile neden anlaşma yapılmamıştır ?

Sevval

New member
Bununla birlikte savaşın toplumsal etkileri kadınlar ve erkekler üzerinde farklı deneyimler yaratabiliyordu. Erkekler cephede asker, devlet görevlisi veya siyasi aktör olarak bireysel başarı, askerî mücadele, siyasi liderlik ve devletin yeniden kurulması gibi alanlarda daha görünür hale geldiler. Bu, erkeklerin doğası gereği "başarı odaklı" olduğu anlamına gelmez; dönemin kurumları erkekleri kamusal ve askerî rollere daha fazla yönlendiriyordu.

Kadınların deneyimleri ise çoğu zaman aile, mahalle, göç, dayanışma ağları, kültürel aktarım ve toplumsal yeniden üretim üzerinden şekilleniyordu. Savaşta eşini, oğlunu veya kardeşini kaybeden bir kadının yaşadığı mesele diplomatik haritalarda görünmeyebilirdi ama toplumun geleceği açısından son derece önemliydi.

Üstelik kadınlar yalnızca mağdur veya aile bireyi değildi. Osmanlı toplumunda kadınların yardım cemiyetleri, basın faaliyetleri, eğitim çalışmaları ve millî mücadeleye yönelik örgütlenmelerdeki rolleri de giderek görünür hale geldi.

Bu nedenle erkeklerin bireysel başarı ve siyasal mücadele alanındaki görünürlüğü ile kadınların toplumsal ilişkiler ve kültürel aktarım alanındaki etkisini karşı karşıya koymak yerine birbirini tamamlayan iki deneyim olarak düşünmek daha doğru olur.

Bir toplumun haritasını değiştiren antlaşmayı diplomatlar imzalayabilir; fakat o haritanın üzerinde yeni bir hayat kuranlar milyonlarca sıradan insandır.

Osmanlı Heyetinin Paris'teki Konumu Neden Yeterli Olmadı?

Osmanlı heyeti 17 Haziran 1919'da Paris'te İtilaf Devletleri temsilcilerinin karşısına çıktı. Damad Ferid Paşa başkanlığındaki heyetin görüşleri dinlendi. Ancak görüşmenin yapısı baştan eşit taraflar arasındaki bir müzakere havasında değildi.

Resmî tutanaklara göre Clemenceau, Osmanlı heyetinden görüşlerini sunmasını istedi. Osmanlı temsilcileri de imparatorluğun geleceği konusunda kendi tezlerini ortaya koydu.

Ancak sorun şuydu: İtilaf Devletleri, Osmanlı hükümetinin sunduğu argümanlardan bağımsız olarak Anadolu ve Ortadoğu'nun geleceği hakkında geniş kapsamlı planlar geliştiriyordu.

Daha da önemlisi, Osmanlı hükümeti savaşın kaybedilmesinden sonra askerî ve diplomatik pazarlık gücünün önemli bölümünü kaybetmişti.

Diplomaside yalnızca haklı olduğuna inanmak yeterli değildir. Karşınızdaki tarafın kararını değiştirecek ekonomik, askerî veya siyasi gücünüzün de bulunması gerekir.

Paris'teki Osmanlı heyetinin en büyük problemi tam olarak buydu.

Sevr Neden Hemen İmzalanmadı?

Burada yine sık yapılan bir karışıklığı ayırmak gerekiyor.

Paris Barış Konferansı 1919'da Osmanlı meselesini sonuçlandırmakta zorlandı. Bunun nedeni tek bir anlaşmazlık değildi. İstanbul'un statüsü, Boğazlar, İzmir, Ermenistan, Kürt bölgeleri, Anadolu'nun farklı kesimleri, manda sistemi, İtalya'nın talepleri ve Fransa-İngiltere arasındaki çıkar farklılıkları gibi birçok sorun aynı anda çözülmeye çalışılıyordu.

ABD'nin diplomatik belgelerinde Haziran 1919'da bile Wilson, Lloyd George ve Clemenceau'nun Osmanlı topraklarının sınırları konusunda kesin bir uygulama planı oluşturmakta zorlandığı görülüyor. Clemenceau, acele bir kararın tehlikeli olabileceğini ve Fransa'nın İngiltere ile farklı görüşlerinin bulunduğunu da dile getiriyordu.

Sonuçta Osmanlı Devleti'ne yönelik barış düzenlemesi daha sonra şekillendi ve Sevr Antlaşması 1920'de imzalandı.

Fakat Sevr'in uygulanabilirliği başka bir meseleydi.

Anadolu'da başlayan Türk Millî Mücadelesi, İstanbul hükümetinin kabul ettiği düzenlemenin sahada uygulanmasını büyük ölçüde engelledi. Böylece Paris'te tasarlanan düzen ile Anadolu'da ortaya çıkan fiilî güç dengesi arasında büyük bir uçurum oluştu.

Bu açıdan bakıldığında Paris Konferansı'nın hikâyesi yalnızca bir diplomasi tarihi değildir. Aynı zamanda "kâğıt üzerindeki egemenlik" ile "sahadaki egemenlik" arasındaki farkın da tarihidir.

Farklı Kültürler Açısından Ortak Bir Sorun: Kim Kendi Geleceğine Karar Verecek?

Paris Barış Konferansı'nı farklı kültürlerin gözünden okumak bize ilginç bir ortaklık gösteriyor.

Yunanlar güvenlik ve tarihsel aidiyetlerini savunuyordu.

Ermeniler güvenlik ve siyasal varlık arıyordu.

Arap milliyetçileri bağımsızlık istiyordu.

Türk milliyetçileri Anadolu'nun parçalanmasına karşı çıkıyordu.

İngilizler küresel imparatorluklarının güvenliğini korumaya çalışıyordu.

Fransızlar Avrupa ve Ortadoğu'daki stratejik çıkarlarını gözetiyordu.

İtalyanlar savaş sonrasında kendilerine vaat edildiğine inandıkları kazanımları elde etmek istiyordu.

Amerikalılar ise yeni bir uluslararası sistem kurmaya çalışırken kendi kamuoylarının ve Senato'nun sınırlarıyla karşılaşıyordu.

Yani aynı konferans salonunda "adalet", "güvenlik", "bağımsızlık" ve "çıkar" kelimeleri kullanılıyordu; fakat her toplum bu kelimelere farklı anlamlar yüklüyordu.

Bence Paris Konferansı'nın en öğretici tarafı da burada.

Uluslararası ilişkilerde aynı kelimeyi kullanmak, aynı şeyi istemek anlamına gelmiyor.

Sonuç: Osmanlı ile Neden Anlaşma Yapılamadı?

Özetlemek gerekirse Paris Barış Konferansı'nda Osmanlı Devleti ile hemen bir barış antlaşması yapılamamasının birkaç temel nedeni vardı:

1. Osmanlı Devleti savaşın sonunda ciddi biçimde askerî ve diplomatik güç kaybetmişti.

2. İtilaf Devletleri Osmanlı topraklarının nasıl paylaşılacağı konusunda kendi aralarında tam olarak anlaşamıyordu.

3. İngiltere, Fransa, İtalya, Yunanistan ve ABD'nin Anadolu ve Ortadoğu konusunda birbirinden farklı çıkarları vardı.

4. İzmir, Boğazlar, İstanbul, Ermenistan ve Anadolu'nun diğer bölgeleri konusunda farklı etnik, ulusal ve stratejik talepler çakışıyordu.

5. Wilson'ın kendi kaderini tayin ilkesi ile Avrupa'nın manda ve nüfuz politikaları arasında ciddi bir çelişki bulunuyordu.

6. Anadolu'daki Türk ve Müslüman nüfusun tepkisi, diplomatik masada hazırlanan planların sahada uygulanabilirliğini sınırlıyordu.

7. Sonuçta Osmanlı'ya yönelik barış düzenlemesi Paris'te hemen tamamlanamadı ve Sevr Antlaşması'na kadar uzanan karmaşık bir süreç ortaya çıktı.

Burada belki asıl sorulması gereken soru "Osmanlı neden anlaşamadı?" değil, "1919'da hangi tarafın nasıl bir barış istediği konusunda gerçekten ortak bir anlayış var mıydı?" sorusudur.

Çünkü Paris'te yalnızca Osmanlı Devleti'nin geleceği tartışılmıyordu. Avrupa'nın Ortadoğu'ya bakışı, milliyetçiliğin yükselişi, imparatorlukların çöküşü, sömürgecilik ile kendi kaderini tayin arasındaki çelişki ve farklı toplumların güvenlik arayışları aynı anda masadaydı.

Bugünden geriye baktığımızda Paris Barış Konferansı'nı sadece "galipler yenilenleri cezalandırdı" şeklinde okumak kolaydır. Fakat belgeler biraz daha karmaşık bir tablo gösteriyor. Galip devletler de kendi aralarında mücadele ediyor, birbirlerinin hamlelerinden endişe ediyor ve özellikle Anadolu konusunda farklı hesaplar yapıyordu. ABD'nin resmî konferans tutanaklarında Wilson, Lloyd George ve Clemenceau arasındaki tartışmalar bunun açık bir göstergesidir.

Bana göre Paris'in asıl mirası da burada yatıyor: Bir barış antlaşmasının metnini hazırlamak ile gerçekten kalıcı bir barış düzeni kurmak aynı şey değildir.

Bir harita diplomatların masasında çizilebilir. Fakat o haritada yaşayan insanların tarihleri, kimlikleri, korkuları, ekonomik bağları ve kültürel hafızaları bir kalem darbesiyle ortadan kalkmaz.

Bu yüzden Paris Barış Konferansı'nı değerlendirirken kendimize şu soruyu sormak hâlâ anlamlı: Bir bölgede yaşayan farklı halkların tamamı kendilerini yeni düzende güvende hissetmiyorsa, o düzen gerçekten bir "barış" mıdır, yoksa yalnızca yeni bir çatışmanın başlangıcı mıdır?

Kaynak ve Belge Notu

Bu değerlendirmede özellikle ABD Dışişleri Bakanlığı'nın Papers Relating to the Foreign Relations of the United States, The Paris Peace Conference, 1919 koleksiyonunda yayımlanan konferans tutanaklarından yararlanılmıştır. Bu belgeler Wilson, Lloyd George, Clemenceau, İtalyan ve Osmanlı temsilcileri arasındaki görüşmelerin dönemin diplomatik kayıtlarına dayalı biçimde izlenmesine imkân sağlıyor. Osmanlı heyetinin 17 Haziran 1919'daki görüşmesi de aynı resmî belgeler içinde yer almaktadır.

Ayrıca Fransa Dışişleri Bakanlığı'nın Diplomatik Arşivleri, Paris Barış Konferansı'nın açılışını ve konferansın uluslararası diplomasi açısından nasıl tasarlandığını belgelemektedir.

Bu kaynakların birlikte okunması, Osmanlı meselesinin tek taraflı bir "yenilgi ve ceza" hikâyesinden daha fazlası olduğunu gösteriyor. 1919 Paris'i; imparatorluk, milliyetçilik, sömürgecilik, bağımsızlık, güvenlik ve büyük güç rekabetinin aynı anda karşı karşıya geldiği bir dönüm noktasıydı.

Kaynakları metin içinde görünür kılParis ile Sevr ayrımını keskinleştir

Kaynakları metin içinde görünür kıl

Paris ile Sevr ayrımını keskinleştir

Toplumsal cinsiyet bölümünü somutlaştır
 
Üst