Doğada Kendiliğinden Meydana Gelen Varlıklara Ne Denir?
Doğada Kendiliğinden Meydana Gelen Varlıklara Ne Denir?
Çocukluğumdan beri doğada yürürken karşıma çıkan bazı şeyleri diğerlerinden farklı görmüşümdür. Bir kayanın üzerinde yosun, toprağın içinden çıkan küçük bir bitki, uzakta duran bir dağ ya da yağmurdan sonra oluşan bir dere yatağı… Bunların hiçbirinin bir fabrika, mimar ya da mühendis tarafından tasarlanmadığını düşündüğümde doğanın ne kadar karmaşık bir sistem olduğunu daha iyi fark ediyorum. Özellikle şehir hayatında beton binalar, yollar ve yapay parklarla çevrili yaşadığımız için “doğal” olanla “insan yapımı” olan arasındaki fark bazen sandığımız kadar açık olmayabiliyor.
Peki doğada kendiliğinden meydana gelen varlıklara ne denir?
Temel düzeyde bunun cevabı “doğal varlıklar” veya bağlama göre “doğal unsurlar” şeklindedir. Millî Eğitim Bakanlığı kaynaklarında da insan eli değmeden oluşan dağ, ova, orman, deniz, göl gibi unsurlar “doğal unsurlar” olarak açıklanırken; doğada insan eli değmeden oluşan ve gezilip görülebilen varlıklar “doğal varlık” olarak nitelendirilmektedir.
Fakat bana göre burada sadece ezberlenecek bir tanım vermek konunun asıl önemli tarafını kaçırıyor. Çünkü “doğal varlık” dediğimiz şeyin sınırlarını biraz sorguladığımızda, insan ile doğa arasındaki ilişkinin düşündüğümüzden çok daha karmaşık olduğunu görüyoruz.
Doğal Varlık Nedir?
Doğal varlık, genel anlamıyla insanlar tarafından yapılmamış, doğada kendiliğinden oluşmuş canlı veya cansız varlıkları ifade eder. Dağlar, vadiler, göller, denizler, akarsular, mağaralar, kayalar, ormanlar ve doğal oluşumlar bu kavram kapsamında değerlendirilebilir. Bitkiler ve hayvanlar da doğanın kendiliğinden ortaya çıkan canlı unsurları arasında düşünülebilir.
MEB'in çevre eğitimine yönelik materyallerinde doğa; insan etkisi olmaksızın var olan ve kendiliğinden gelişen canlı ve cansız varlıkları kapsayan doğal dünya olarak açıklanıyor. Bitkiler, hayvanlar, toprak, su, hava, dağlar, ormanlar ve okyanuslar bu çerçevede örneklendiriliyor.
Burada önemli bir ayrım var: “Doğal varlık” ile “doğal kaynak” aynı şey değildir. Bir orman doğal varlıktır; aynı zamanda odun, su, biyolojik çeşitlilik gibi kaynaklar sağlayabilir. Ancak “doğal kaynak” kavramı daha çok insanların kullanımına sunulan veya ekonomik, ekolojik ve toplumsal değer taşıyan doğa unsurlarını ifade eden farklı bir çerçevedir.
Ayrıca “doğal çevre” kavramı da daha geniştir. Doğal çevre yalnızca tek tek varlıklardan değil, bunların birbirleriyle kurduğu ilişkilerden oluşur.
Doğal Varlıklarla Doğal Çevre Arasındaki Fark
Bence bu konudaki en sık yapılan hata, doğal varlık ile doğal çevreyi tamamen aynı anlamda kullanmak.
Örneğin bir göl doğal varlıktır. Fakat gölün çevresindeki toprak, bitkiler, mikroorganizmalar, balıklar, kuşlar, suyun kimyasal özellikleri ve iklim koşulları birlikte düşünüldüğünde daha geniş bir ekolojik sistemden söz ederiz.
ABD Jeoloji Araştırmaları Kurumu (USGS), ekosistemi belirli bir coğrafi alandaki canlı ve cansız unsurların birbirleriyle etkileşimi olarak açıklıyor. Bitkiler, hayvanlar, toprak ve iklim birbirinden bağımsız parçalar değil; birbirini etkileyen bir bütünün bileşenleri.
Örneğin bir ormana sadece “ağaçlardan oluşan doğal varlık” diye bakarsak eksik bir tablo ortaya çıkar. Ormanda bulunan mantarlar, böcekler, kuşlar, memeliler, toprak, su, sıcaklık ve mikroorganizmalar da sistemin parçalarıdır. Hatta bazı hayvanların faaliyetleri bile ekosistemin fiziksel yapısını değiştirebilir. USGS, kunduzların oluşturduğu barajların sulak alanların meydana gelmesine katkıda bulunabildiğini ve kuşların tohumların yayılmasında rol oynadığını belirtiyor.
Dolayısıyla doğayı yalnızca “insanın dokunmadığı şeyler” olarak tanımlamak yeterli olmayabilir.
Doğal Varlıklara Hangi Örnekler Verilebilir?
Doğal varlıkları daha anlaşılır olması için birkaç grupta ele alabiliriz:
Cansız doğal varlık ve unsurlar: Dağlar, kayalar, mağaralar, vadiler, göller, denizler, akarsular, toprak ve doğal jeolojik oluşumlar.
Canlı doğal varlıklar: Ağaçlar, çiçekler, yabani bitkiler, kuşlar, memeliler, balıklar, böcekler ve diğer canlılar.
Doğal oluşumlar: Peribacaları, kanyonlar, doğal mağaralar, şelaleler ve benzeri jeolojik veya hidrolojik oluşumlar.
MEB eğitim materyallerinde de orman, dağ, deniz, akarsu, şelale, mağara ve peribacaları gibi insan eliyle oluşturulmayan unsurlar doğal çevre ve doğal varlık örnekleri arasında gösteriliyor.
Fakat burada ilginç bir soru ortaya çıkıyor: Bir varlığın doğal kabul edilmesi için insan etkisinin tamamen sıfır olması gerekir mi?
Bu sorunun cevabı her zaman basit değildir.
“Kendiliğinden Oluşma” Kavramını Fazla Basitleştirmemek Gerekir
Günlük eğitim dilinde “kendiliğinden oluşan” ifadesi anlaşılır ve kullanışlıdır. Ancak bilimsel açıdan doğadaki hiçbir oluşum gerçekten “nedensiz” meydana gelmez.
Bir dağın oluşmasında milyonlarca yıllık jeolojik süreçler rol oynayabilir. Bir mağara, suyun kayaları uzun zaman boyunca aşındırması sonucunda gelişebilir. Bir ormanın oluşumunda iklim, toprak, tohumların yayılması, canlıların etkileşimi ve zaman gibi birçok faktör devreye girer.
USGS, fiziksel ve kimyasal çevre faktörleri arasında iklim, su hareketleri ve arazi özelliklerini; biyotik faktörler arasında ise canlıları ve onların etkileşimlerini ayırıyor.
Bu nedenle “kendiliğinden” kelimesini “hiçbir sebep olmadan” şeklinde anlamamak gerekiyor. Buradaki anlam daha çok “insanlar tarafından tasarlanıp üretilmemiş, doğal süreçlerle oluşmuş” şeklindedir.
Bu ayrım küçük gibi görünse de bilimsel düşünme açısından önemlidir.
Doğal ve Yapay Varlıklar Arasındaki Sınır Her Zaman Keskin mi?
Bir ev, köprü, yol, baraj veya fabrika açık biçimde insan yapımıdır. Buna karşılık bir dağ veya doğal mağara insan yapımı değildir. Fakat arada kalan örnekler vardır.
Mesela insan eliyle dikilmiş bir orman doğal mıdır?
Bir gölün su seviyesinin insan müdahalesiyle değiştirilmesi onu tamamen yapay bir varlığa dönüştürür mü?
Bir şehir parkındaki ağaçlar canlı ve doğal özelliklere sahip oldukları halde parkın tamamını doğal çevre olarak değerlendirebilir miyiz?
Doğada Kendiliğinden Meydana Gelen Varlıklara Ne Denir?
Çocukluğumdan beri doğada yürürken karşıma çıkan bazı şeyleri diğerlerinden farklı görmüşümdür. Bir kayanın üzerinde yosun, toprağın içinden çıkan küçük bir bitki, uzakta duran bir dağ ya da yağmurdan sonra oluşan bir dere yatağı… Bunların hiçbirinin bir fabrika, mimar ya da mühendis tarafından tasarlanmadığını düşündüğümde doğanın ne kadar karmaşık bir sistem olduğunu daha iyi fark ediyorum. Özellikle şehir hayatında beton binalar, yollar ve yapay parklarla çevrili yaşadığımız için “doğal” olanla “insan yapımı” olan arasındaki fark bazen sandığımız kadar açık olmayabiliyor.
Peki doğada kendiliğinden meydana gelen varlıklara ne denir?
Temel düzeyde bunun cevabı “doğal varlıklar” veya bağlama göre “doğal unsurlar” şeklindedir. Millî Eğitim Bakanlığı kaynaklarında da insan eli değmeden oluşan dağ, ova, orman, deniz, göl gibi unsurlar “doğal unsurlar” olarak açıklanırken; doğada insan eli değmeden oluşan ve gezilip görülebilen varlıklar “doğal varlık” olarak nitelendirilmektedir.
Fakat bana göre burada sadece ezberlenecek bir tanım vermek konunun asıl önemli tarafını kaçırıyor. Çünkü “doğal varlık” dediğimiz şeyin sınırlarını biraz sorguladığımızda, insan ile doğa arasındaki ilişkinin düşündüğümüzden çok daha karmaşık olduğunu görüyoruz.
Doğal Varlık Nedir?
Doğal varlık, genel anlamıyla insanlar tarafından yapılmamış, doğada kendiliğinden oluşmuş canlı veya cansız varlıkları ifade eder. Dağlar, vadiler, göller, denizler, akarsular, mağaralar, kayalar, ormanlar ve doğal oluşumlar bu kavram kapsamında değerlendirilebilir. Bitkiler ve hayvanlar da doğanın kendiliğinden ortaya çıkan canlı unsurları arasında düşünülebilir.
MEB'in çevre eğitimine yönelik materyallerinde doğa; insan etkisi olmaksızın var olan ve kendiliğinden gelişen canlı ve cansız varlıkları kapsayan doğal dünya olarak açıklanıyor. Bitkiler, hayvanlar, toprak, su, hava, dağlar, ormanlar ve okyanuslar bu çerçevede örneklendiriliyor.
Burada önemli bir ayrım var: “Doğal varlık” ile “doğal kaynak” aynı şey değildir. Bir orman doğal varlıktır; aynı zamanda odun, su, biyolojik çeşitlilik gibi kaynaklar sağlayabilir. Ancak “doğal kaynak” kavramı daha çok insanların kullanımına sunulan veya ekonomik, ekolojik ve toplumsal değer taşıyan doğa unsurlarını ifade eden farklı bir çerçevedir.
Ayrıca “doğal çevre” kavramı da daha geniştir. Doğal çevre yalnızca tek tek varlıklardan değil, bunların birbirleriyle kurduğu ilişkilerden oluşur.
Doğal Varlıklarla Doğal Çevre Arasındaki Fark
Bence bu konudaki en sık yapılan hata, doğal varlık ile doğal çevreyi tamamen aynı anlamda kullanmak.
Örneğin bir göl doğal varlıktır. Fakat gölün çevresindeki toprak, bitkiler, mikroorganizmalar, balıklar, kuşlar, suyun kimyasal özellikleri ve iklim koşulları birlikte düşünüldüğünde daha geniş bir ekolojik sistemden söz ederiz.
ABD Jeoloji Araştırmaları Kurumu (USGS), ekosistemi belirli bir coğrafi alandaki canlı ve cansız unsurların birbirleriyle etkileşimi olarak açıklıyor. Bitkiler, hayvanlar, toprak ve iklim birbirinden bağımsız parçalar değil; birbirini etkileyen bir bütünün bileşenleri.
Örneğin bir ormana sadece “ağaçlardan oluşan doğal varlık” diye bakarsak eksik bir tablo ortaya çıkar. Ormanda bulunan mantarlar, böcekler, kuşlar, memeliler, toprak, su, sıcaklık ve mikroorganizmalar da sistemin parçalarıdır. Hatta bazı hayvanların faaliyetleri bile ekosistemin fiziksel yapısını değiştirebilir. USGS, kunduzların oluşturduğu barajların sulak alanların meydana gelmesine katkıda bulunabildiğini ve kuşların tohumların yayılmasında rol oynadığını belirtiyor.
Dolayısıyla doğayı yalnızca “insanın dokunmadığı şeyler” olarak tanımlamak yeterli olmayabilir.
Doğal Varlıklara Hangi Örnekler Verilebilir?
Doğal varlıkları daha anlaşılır olması için birkaç grupta ele alabiliriz:
Cansız doğal varlık ve unsurlar: Dağlar, kayalar, mağaralar, vadiler, göller, denizler, akarsular, toprak ve doğal jeolojik oluşumlar.
Canlı doğal varlıklar: Ağaçlar, çiçekler, yabani bitkiler, kuşlar, memeliler, balıklar, böcekler ve diğer canlılar.
Doğal oluşumlar: Peribacaları, kanyonlar, doğal mağaralar, şelaleler ve benzeri jeolojik veya hidrolojik oluşumlar.
MEB eğitim materyallerinde de orman, dağ, deniz, akarsu, şelale, mağara ve peribacaları gibi insan eliyle oluşturulmayan unsurlar doğal çevre ve doğal varlık örnekleri arasında gösteriliyor.
Fakat burada ilginç bir soru ortaya çıkıyor: Bir varlığın doğal kabul edilmesi için insan etkisinin tamamen sıfır olması gerekir mi?
Bu sorunun cevabı her zaman basit değildir.
“Kendiliğinden Oluşma” Kavramını Fazla Basitleştirmemek Gerekir
Günlük eğitim dilinde “kendiliğinden oluşan” ifadesi anlaşılır ve kullanışlıdır. Ancak bilimsel açıdan doğadaki hiçbir oluşum gerçekten “nedensiz” meydana gelmez.
Bir dağın oluşmasında milyonlarca yıllık jeolojik süreçler rol oynayabilir. Bir mağara, suyun kayaları uzun zaman boyunca aşındırması sonucunda gelişebilir. Bir ormanın oluşumunda iklim, toprak, tohumların yayılması, canlıların etkileşimi ve zaman gibi birçok faktör devreye girer.
USGS, fiziksel ve kimyasal çevre faktörleri arasında iklim, su hareketleri ve arazi özelliklerini; biyotik faktörler arasında ise canlıları ve onların etkileşimlerini ayırıyor.
Bu nedenle “kendiliğinden” kelimesini “hiçbir sebep olmadan” şeklinde anlamamak gerekiyor. Buradaki anlam daha çok “insanlar tarafından tasarlanıp üretilmemiş, doğal süreçlerle oluşmuş” şeklindedir.
Bu ayrım küçük gibi görünse de bilimsel düşünme açısından önemlidir.
Doğal ve Yapay Varlıklar Arasındaki Sınır Her Zaman Keskin mi?
Bir ev, köprü, yol, baraj veya fabrika açık biçimde insan yapımıdır. Buna karşılık bir dağ veya doğal mağara insan yapımı değildir. Fakat arada kalan örnekler vardır.
Mesela insan eliyle dikilmiş bir orman doğal mıdır?
Bir gölün su seviyesinin insan müdahalesiyle değiştirilmesi onu tamamen yapay bir varlığa dönüştürür mü?
Bir şehir parkındaki ağaçlar canlı ve doğal özelliklere sahip oldukları halde parkın tamamını doğal çevre olarak değerlendirebilir miyiz?